Sessizliğin Ortasında: Kendi Hikayemizi YazmakAnlatılan sahiden k…
Sessizliğin Ortasında: Kendi Hikayemizi Yazmak

Anlatılan sahiden kimin hikayesidir. Bilen, bildiren ve yaşanan zaman aralığında, aralarda sıkışmış, kalakalmış olanın mı, yoksa onu o cendereye bir biçimde mahkum edenlere ait midir, hikaye. Düzen diye var edilen ucubelik sarmal hayatı mahvederken ona karşı sahi, sahiden de direnenlerin midir! Yoksa her durumda teslim bayrağını çeken, beka / kurtuluş hali için yolunu da aklını da şaşıranların mıdır? Hayat behemehal şüphe taşımayacak belli bir halde dönüşümler, inişler ve çıkışlar var eden bir toplamdır. Ülkemiz sınırlarındaki ol haller gibi, tek bir doğrultuda dümdüz, duraksamadan törpülenen, denetim, gözetim ve illa ki tahakkümün esiri bir yapım değildir, hiç değildir. Her anında binbir şüphenin gölge ettiği, bir oldubitti meselesi hiç değildir. Biyopolitik bir cenderenin ta kendisine çoktandır dönüşmüş, normunu, normallerini tüketmiş olagelen bir zeminde bunca pejmürde hal her kimin meselini aksettirir. Eksik gedik, yarım yamalak bir toplama indirgeniyor yaşamak. Oysa hemen hepsi birbirinden bağımsız olagelen seksen altı milyon ve bir dolu seçeneğin var edilebildiği kişiye özel bir seyrüsefere haizdir. Dönüşüm var edilirken, yol yordam ise yıkıma terk edilirken hayat hep biraz daha açıktan kuşatılırken kimin – her kimlerin hayat mefhumu önemlidir. Kimin hayatının önemi iş işten geçmeden bildirilir. Biyopolitik olan deneyin her evresinde can alıcı soru, sorgu meseli burasıdır işte.
Siyasetin pejmürdelik kokan sureti temsillerinden çıkagelen her tahayyül o hikayenin hep, daim bir biçimde eksik kılınmasına mahal verir. Düzen kendi geleceğini tasarlarken misal gelecek elli yılı biçimlendirdik diye çıkagelen Baş Efendi, Erdoğan’ın demecindeki gibi iş bu sahanın bugünü göz ardı olunur. Artık akla sezanın normatif kılındığı, dün hayır olmaz denilenin bugün pekala olur bildirildiği bir zeminde hayatın sıradanın inisiyatifine terkine imkan bırakılmaz. Her şey bu olağan şimdi içerisinde devlet katmanları, mekanizmanın o başında yer alanların bildirimleri / tahayyülleri doğrultusunda derdest olunur. Yaşamdaki var olma hakkının tastamam ezildiği, herkesin kendi başının çaresine bakmasının aleniyet içerisinde salık verildiği bir zeminde hiçbir çıkışın var edilmediği yerin hazin suretidir öz mesele. Yarınların şu anda, şimdiden tarumar olunmasının yanında, teslimiyet, feragat vs. bildirmeyenlere yönelik doğrudan yaptırımların, ekonomik, sosyal politik, gündelik olanı, her şeyi kapsayan, ezen ve bölen bir mesele dönüştürüldüğü yerdir Türkiye’nin yenisi. Bir tahayyül ya da mübalağa değil, hikayenin geri kalanının paramparça edilmesinin utancına son eklemedir, bitimsiz çabalardır mesele. Bir kere daha 25 yıllık bir siyasi mekanizma ve beraberinde ona yakın duran bir iktidar pratiğinin var ettiği Türkiye gerçekliği kendi açmazları içinde, nefessiz, geleceksiz konulan bir menzildir.
Gözde Tüzer Korkmaz imzasıyla Evrensel Gazetesinde yayınlanan haberi aktaralım tüm o tortunun üstüne: “DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, çocukların eğitim ve sağlık gibi temel haklara erişiminin giderek şartlı sosyal yardımlara bağlı hâle gelmesini Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesi ile Meclis gündemine getirdi.
Önergesinde “Basına yansıyan ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine dayandırılan bilgilere göre, Ocak–Haziran 2026 döneminde ‘Şartlı Eğitim Yardımı’ ve ‘Şartlı Sağlık Yardımı’ kapsamında 1 milyon 866 bin 245 kişiye kaynak aktarılmış; bu kapsamdaki şartlı nakit transferinin toplam tutarı 1 milyar 864 milyon 355 bin 327 TL olarak ifade edilmiştir” diyen Çiçek aynı verilerde, ailesinin yanında en temel ihtiyaçları dahi karşılanamayan çocuk sayısının 200 bine yaklaştığının, okula devam edebilmek ve sağlık hizmetine ulaşabilmek için sosyal yardıma muhtaç çocuk sayısının ise 2 milyona dayandığının belirtildiğini ifade etti.
Eğitim ve sağlığın, Anayasa ile güvence altına alınmış temel haklardan olduğuna işaret eden Çiçek; “Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca da her çocuğun üstün yararı gözetilerek eğitime ve sağlığa erişme hakkı vardır. Ne var ki mevcut durumda çocuğun bu haklara erişebilmesi giderek ailesinin sosyal yardım sistemine dâhil olup olmamasına bağlı hâle gelmektedir. Bu durum, hak temelli bir yaklaşımdan çok, yoksulluğun sonuçlarını telafi etmeyi amaçlayan koşullu bir yardım mantığına işaret etmektedir” diye belirtti.
Bakan Göktaş’ın cevaplandırması istenen sorular
DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlamasını sorular şunlar
Ocak-Haziran 2026 döneminde Şartlı Eğitim ve Şartlı Sağlık Yardımı kapsamında kaynak aktarılan 1 milyon 866 bin 245 kişi kaç çocuğa karşılık gelmektedir? Çocukların illere, yaş gruplarına, cinsiyete, engellilik durumuna ve göçmen/mülteci statüsüne göre dağılımı nedir?
Ödemesi kesilen çocukların devamsızlık ya da sağlık hizmetine erişememe nedenleri Bakanlığınızca tespit edilmekte midir? Ediliyorsa, çalışmak zorunda bırakılma, ulaşım ve barınma sorunları başta olmak üzere tespit edilen nedenlerin dağılımı nedir? Edilmiyorsa, kesinti uygulanmadan önce bu nedenin araştırılmamasının gerekçesi nedir?
Yoksulluk içinde yaşadığı hâlde şartlı nakit transferi sistemine başvurmamış ya da başvurduğu hâlde kapsam dışında kalmış çocukların eğitim ile sağlık hizmetlerine erişimi hangi mekanizmayla güvence altına alınmaktadır?
“Risk altında” olarak sınıflandırılan çocuklardan kaçının durumu, tespitin ardından düzenli olarak takip edilmiş, kaçının risk durumunun ortadan kalktığı raporlanmıştır?
Yoksulluk nedeniyle eğitimden kopan, MESEM’e yönlendirilen veya çalışmak zorunda bırakılan çocuklara koşulsuz destek sağlanmasına yönelik olarak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında ortak bir eylem planı hazırlanmakta mıdır?
Çocuk yoksulluğuyla mücadelede Bakanlığınızın esas aldığı yaklaşım, hak temelli ve süreklilik arz eden evrensel bir sosyal politika mıdır; yoksa ağırlıklı olarak şartlı nakit transferlerine mi dayanmaktadır? Son üç yılda çocuğa yönelik şartlı yardımlar ile koşulsuz/evrensel nitelikteki desteklerin tutarı ve bütçe içindeki payı ayrı ayrı nedir?
Vekil Çiçek, şartlara bağlanmış, eğer koşulunu yerine getirebildiğinde ancak gereksinimi duyulan maddi yardıma ulaşabilen insanların varlığına dikkat çeker. Sistemin çarklarını bir biçimde dönüştürürken, yeniden ve yılmadan var ettiği “sadık” olanlara “sadaka” hali, eylemini güncelleyerek bir kere daha toplumsal yarayı onarmayı değil onu tastamam açık, aleni bir biçimde kötürüm kılmayı var eder. Ak Parti’nin suna geldiği perspektif insanlığın o ortak odağı olagelen verili hakların dahi tarumar edilmesini kapsar. Bütünüyle muhtaç, her dem ses edildiğinde biat eden, susan ve teslimiyeti sonuna kadar var edenlerin ihtiyaç, adı üstünde müştereken hayatta kalmak için gereksinim duyduklarını binbir sınamayla var edebilen bir aklın sunduğu şey hayat mıdır, hakikat bunca rahatça tahrif edilirken, gerçeği yerle bir ederek yerine örülmüş olagelen yalan makinesinden türeyen yepyeni ülke artık alenen bina olmuşken sahiden kimin hikayesi fark edilecektir! Nasıl…
Bir tanecik haber dahi ol makus kederin bataklığına saplanmış ülkeyi anlata gelir. Buna kafi olur. Her şekilde hayat ucubelik bir tahayyülle derdest olunurken, geriye en ufak çok küçük de olsa bir ümit kalmasın diye var edilenlerle birlikte cürüm hemhal menzil gerçeğe dönüştürülür. Buralarda anlatılan hiçbir hikaye bizi bağlamayacak olandır. Kendi, sınırlarımız içindeki, dört duvarımızın arasında kalakalmış olanın yıkıcılığı, eksilten hali, biyopolitik bir cenderenin ortasında kalakalmış halimiz o hikayelerin hep yarım yamalak konulmasını var ediyor. Kimseler mesellerin aslını sorgulamaya teşne olmuyor. Devletli, Partili, iktidarcı ya da onun gemisinde olagelenler geri kalanın derdiyle haşır olmuyor. Dünyada en fazla insani yardımda bulunan ülkeyiz diye buyurur; Bay Erdoğan. Genel geçer değil doğrudan var edilmiş, içteki olana bitene bunca yabancı kalıp, ötesini, sınırın dışını hep işaret ederken yaraların memleketi kuşattığından bihaber kalınabilir mi? Bu kadar her gününe aşağılama, her gününe bir dizi sınama, eksiltme ve düzenin devamlılığı adına sabit ayrıştırma hallerinin düştüğü bir zeminde, mutlak yardımın sessiz sedasız ve doğrudan insana yakışır bir biçimde var edilmesi elzemken, daha nereye kadar siyasetin pejmürde hallerine yem edilecektir müşterek olan. Hikayelerin sahipleri duyulmazken, hiç görülmezken, anlaşılmazken hangi istikamet var edilebilir, iyi bir gelecek adına sahi ama sahiden bahis açılabilir ki? Şimdi soralım kendimize: Daha kaç çocuğun hayali bir başkasının iki dudağı arasına sıkışacaktır? Daha kaç yıl, bu pejmürde düzenin sahte lütuflarına ‘şükür’ diyeceğiz? Hikayemiz çalınıyor, evet. Ama bitmedi. Buradan var ettiğimiz itiraz, o çalınan hayatların geri alınacağı güne kadar susmayacak bir çığlıktır. Ya teslim olacağız ya da kendi hikayemizi yeniden yazacağız. Seçim, tam da bu sessizliğin ortasında duruyor. Duyuyor musunuz, umursuyor musunuz?
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2026
Görsel: Depo Photos:::BirGün Gazetesi
Meramda Paylaşılan Haber
DEM Partili Çiçek’ten Bakan Göktaş’a: Çocukların Temel Hakları Şartlı Yardıma Mı Bağlandı? – Gözde TÜZER KORKMAZ – Evrensel
Kaynak: Tumblr
Bir yanıt yazın