“Evet çocuklar. Yani bu renk neymiş”Hepsi minik ağızlarını açarak…

“Evet çocuklar. Yani bu renk neymiş”

Hepsi minik ağızlarını açarak bağırdılar.

“Kııırmııızıı”

Gülümsedim. Bu kadar hızlı kavramaları hoşuma gidiyordu. Ellerimi çırparak konuştum.

“Harikasınız. Hadi bakalım şimdi oyun oynamayaa”

Çocuklar koşarak oyuncaklarının olduğu tarafa gitti. Bense masama oturdum. bilgisayarı açıp hangi resmi çıkarttıracağımı seçmeye çalıştım. Kızlar için prenses erkekler için araba görselleri çıkarttırmak daha mantıklı gelmişti. Resimleri çıkarttırmak için tuşa bastım. Yazıcı gürültüyle çalıştı. Ayağa kalkıp rengarenk olan masaya gittim. Islak mendil çıkarıp masaları özenle silmeye başladım. Bu sabah sınıfımızda kahvaltı yapmaya karar verdiğimiz için masaların üstü ekmek kırıntılarıyla kaplanmıştı.

Üstteki kırıntıları aldıktan sonra dikkatlice bir kere daha sildim. Resimlerin birinci partı çıktığı için yazıcıya ilerledim. Resimleri kontrol ettim. Oldukça güzel çıkmışlardı. Rahatlıkla boyanabilirlerdi. Prenses ve araba çıktılarını sıraya dizdim. Bir tarafa prensesleri diğer tarafa araba çıktılarını koydum. Çocukların neşeli çığlıklarının eşliğinde dolaba ilerledim. Hepsinin dolaplarından boyalarını almaya çalıştım. Yanlışlıkla iki tanesini düşürdüm. Yanıma hemen iki minnoşum geldi. Boyaları aldılar.

“Nereye koyalım öğretmeniiim”

Gülümsedim ve beni takip etmelerini söyledim. Arkamdan minik minik adımlarla bana yetişmeye çalışıyorlardı. Masaya boyaları bıraktığımda hemen yanına ellerindeki boyaları bıraktılar. Yere çöktüm ikisininde ellerini tuttum. Meraklı gözlerle bana bakıyorlardı.

“Beni burada bekleyin tamam mı? Size güzel bir hediyem var. Hemen getiriyorum”

Onlar neşeyle cıvıl cıvıl konuşurken doğruldum. Masama gidip yıldız çıkartmalarımı aldım. Yanlarına gittim. Yine yere çöktüm. Gülümseyerek

“Nereye yapıştırmamı istersiniz?”

Biri kolunu diğeri alnını gösterdi. Dikkatlice yapıştırdığımda ikiside teşekkür edip koşarak uzaklaştılar. Yüksek ihtimalle arkadaşlarına hava atmaya gideceklerdi. O minik akıllarıyla bile bunu düşünebilmeleri beni güldürüyordu. Masaya boyaları yerleştirmeye başladım. Herkesin yeri ve boyaları belliydi. Hepsini yerleştirdikten sonra kendi koltuğuma oturdum.

Başımı ovuştururken evdeki dağ gibi büyük sorunumu düşünüyordum. Bulaşık makinem bozulmuştu, yenisi için 70.000 lira istiyorlardı. Tamir etmeleri için birilerini çağırmış olsamda çağırdıklarım tamir edemeyeceklerini söyleyip paramı yemekle kalmışlardı. Maaşımı idareli kullanıp bir iki ay sonra almam gerekiyordu. Ama bu süre boyunca elimle yıkayacak olmam bana çok fazla süre kaybettirecekti. Yapacak bir şeyim yoktu. Önüme bir defter sayfası açıp bir iki ayda ne kadar biriktirmem gerektiğini hesaplamaya başladım.

Ben hesap yaparken dalmış gitmiştim. Yanımda öğreetmeeniiim diyen bir iki sesi duyunca hafifçe sarsıldım. Sonra dünyaya geri dönmüşüm gibi bir halle defteri kapatmadan onlara döndüm. Gülümseyerek

“Ne oldu çocuklar?”

“Öğreetmenim bizimle oynar mısınız? Kek yaptık size”

Cevabımı beklemeden bacaklarımı tuttular. Bende onları kırmayıp ayağa kalktım. Onlar koşarak oyun alanının mutfak kısmına ilerlediler, bense narin adımlarla onları takip ediyordum. Ben gelince oradakiler sevinçle çığlık attı. Neredeyse tüm kız öğrencilerim buradaydı. Birkaçı beni oturtturdu. Diğer bazı öğrenciler kek tabağı çıkardı. İki üç kişi kek böldü. Kek geçenlerde oyun alanına eklediğim oyuncak kekti. Birbirlerine cırt cırtla bağlandıkları için keserken sesi duyuluyordu. Biri benim önüme kek tabağını bıraktı. Başka biri boş sözde içecek dolu bardağı getirdi.

Hepsi dikkatle suratıma bakıyorlardı. Bense onlara döndüm gülerek

“Keki elimle mi yiyeceğim çocuklar? Hani benim çatalım?”

İki-üç kişi aynı anda plastik pembe çatallardan birini alıp önüme koydu. Şimdi önümde üç tane pembe çatal vardı. En baştakini alıp hayali yudumu ağzıma götürdüm. Hepsi yine suratımdaki ifadeye bakıyorlardı.

“Mmm ne kadar da güzeel”

Kekren bir iki parça daha yiyip aynı şeyler mırıldandım. Hepsi gururla gülümsüyordu. İçeceğime uzandım. İçtim.

“Mmm bu da çok güzelmiş, bayıldım”

Hepsi güldüler. Bir anda mutfak kısmına erkekler daldı. Neşeyle bana bir şey göstermek istediklerini söylediler. Kızlarda benim onlarla ilgilendiğimi gelemeyeceğimi söylediler. Aralarında kavga çıkacak gibiydi, çıkmadan el attım.

“Kızlarım sizinle harika kekinizi yedim. Ama hep sizinle ilgilenemem, erkeklere de bakmama izin verir misiniz”

Azıcık nazlı olsalarda böyle söyleyince hemen onayladılar. Erkekler beni çekiştirerek top havuzunun oraya getirdiler. Bana gösteri yapacaklarını söyleyip kaydırağa sırayla dizildiler. Havalı havalı kaymaya başladılar. bense hepsini bol bol alkışlıyordum.

Gösteriler bitince ben yine masama döndüm. Çocuklara seslendim. Minik ayaklarla koşuşturma sesleri duyuldu. Herkes yerlerine çöktü. Onlara döndüm.

“Evet çocuklaar. Bu gün boyama yapacağız. Hatırlarsanız oyun oynamadan önce renkleri öğrenmiştik. Siz boyarken yanınıza gelip sorabilirim. (Ben gülerken onlar çığlık attı) boyamalarınızı dağıtıyorum. Güzelce boyayın tamam mııı?”

Güçlü bir taaamaaam seslerinden sonra tek tek çıktıları dağıtmaya başladım. Önüne alan hemen boyalarını alıp boyamaya başlıyordu. Bense arada koltuğuma oturuyor arada da yanlarına gidip renk soruyordum. Genel olarak herkes bildiği için yüzümde saf, mutlu gülücükler vardı. Keyifle etrafta dolaştım.

“Bitirince bana verin asalım çocuklar”

Yine güçlü bir tamaaaam seslerinden sonra ilk bitirenler getirince panonun karşısına geçip resimleri iğneyle panoya tutturmaya başladım. Prenseslerin etekleri arabanın camları renk renkti. Herkes taşıra taşıra istediği gibi boyamıştı. Ben asarken çocuklar da beni izliyordu.

Asmayı bitirince onlara döndüm. Panonun yanına geçtim. Elimle panoyu göstererek

“Bu sizin eseriniz çocuklarr”

Etrafta gülüşme ve kıkırdama sesleri yükseldi. Onca dertlerimi unutturan bu çocuklara hayrandım.

Kaynak: Tumblr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir