Sana kızgın olduğumu söyleyip durdum.Ne kadar kolaymış meğer bunu…

Sana kızgın olduğumu söyleyip durdum.
Ne kadar kolaymış meğer bunu söylemek.

Kızgınım.

İki hece. İki kelime. Ağzından çıktığı anda insanın kendisini haklı hissetmesini sağlayan küçücük bir cümle. Sanki kızgın olmak, canının yanmasından daha onurluymuş gibi. Sanki sana kızgınım dersem, aslında sana beni neden böyle incittin? demek zorunda kalmayacakmışım gibi. Ama ben sana kızgın değildim yalnızca.

Ben sana kırgındım.

Ben sana kızgındım, evet. Ama senden daha çok kendime kızıyordum. Her defasında seni affeden taraf olduğum için. Her defasında bir daha olmaz dediğinde, içimde ölmüş bir yerin mezarına çiçek bırakır gibi sana inandığım için. Senin ağzından çıkan bir özrü, kendi kalbimin bütün itirazlarının üzerine örtüp susturduğum için.
Ve şimdi karşıma geçmiş, Ben düşünmeden yaptım, sinirle…

Biliyorum. Ama sikeyim ki en çok bu canımı yakıyor.

DÜŞÜNMEDİN.

Ben seni düşünerek sevdim çünkü.

Söyleyeceğim her kelimeyi tartarak, sana dokunacak her şeyi hesaplayarak, bazen kendi gururumu bile çiğneyerek sevdim. Senin canını yakabilecek bir şeyi yapmadan önce yüzünü düşündüm. Sesini düşündüm. Benden sonra odada tek başına kalacağını düşündüm. Sana bir şey söylediğimde gece yatağına uzanıp onu tekrar tekrar düşünüp düşünmeyeceğini düşündüm.

Sen ise düşünmedin.

Ne kadar aptalmışım.

Bak bana.

Hâlâ seni savunuyorum.

Hâlâ aslında kötü biri değil diyorum içimden. Hâlâ yaptıklarını anlatırken cümlelerimin arasına mazeretler sıkıştırıyorum.

Sinirliydi. Farkında değildi. Öyle demek istemedi. Sonra pişman oldu.

Sonra pişman oldu. Ne güzel. Önce yangını çıkarıp sonra dumanı görünce üzülmek demek.

Ben de aptal gibi külün içinde oturup, Ama bak, pişman diye kendimi avutuyorum. Hayır. Ben sana bunu söylemek istemiyorum. Sana bağırmak istemiyorum. Sana defol git demek bile istemiyorum. Çünkü gitmeni istemiyorum.

Lanet olsun sikeyim, götten sikeyim, mesele de bu zaten.

Gitmeni istemiyorum. Sana o kadar kızgınım ki bazen yüzüne bakınca içimden sana sarılmak geliyor. Bundan daha saçma bir işkence olabilir mi? İnsan kendisini yaralayan birine neden hâlâ dokunmak ister? Neden bir insanın sesinden nefret ederken o sesi duymak için bütün gece uyanık kalır?

Ben seninle kavga etmek istemiyorum savaşmak istemiyorum kazanmanı da kaybetmeni de istemiyorum.

Beni gerçekten görmeni istiyorum. Şu karşında duran insanı. Sinirlendiğinde sana sert konuşan, bazen gururuna yenilen, bazen saçma sapan şeyler söyleyen o insanı değil yalnızca.

Seni sevdiği için kendisinden vazgeçmeye başlayan insanı gör. Ben artık kendimi tanıyamıyorum.

Ya bilmiyorum başta sana kızdığımda kavga ederdim. Şimdi içimden sadece Buna da alışırım herhalde diyorum. Çünkü sen sadece kendimi ağlayarak laf anlattığımda cümlelerde sadece azıcık senin suçlu olduğunu gösterdiğim yeri alıyor kendini savunup bitiriyorsun o konuşmayı YA SİKEYİM SİKEYİM BEN BOK GİBİ HİSSEDİYORUM BOK BOK YANİ DÖN TÜM O SİKTİĞİİMİN TARTIŞMALARINA BAK HİÇBİRİNE BENİM HİSSETTİĞİME KENDİNİ SAVUNMANDAN ÇOK YOĞUNLAŞMIŞ MISIN

Ben senden nefret ederek ayrılmak istemiyorum. Seni sevmediğim için ayrılmak istemiyorum.
Seni severken ayrılmak zorunda kalmaktan korkuyorum.

Çünkü ben biliyorum kendimi. Sen yine özür dilersen yumuşarım. Yine o pişman yüzünü görürsem içim parçalanır. Yine Bu sefer gerçekten anladı derim.Yine sana inanırım.

Ve sen belki, belki… gerçekten pişman olursun. Belki bu defa gerçekten değişirsin.

Ama ben her bu sondu dediğimde biraz daha eksiliyorum.

Bunu anlamıyor musun?

Biri tek seferde kaybedilmez, bir seferde gitmez. Yüzlerce küçük hayal kırıklığında kaybedilir. Bir bakışta. Bir kelimede. Cevapsız bırakılmış bir mesajda. Öfkeyle söylenmiş küçücük bir cümlede. Tam sarılacakken geri çekilen bir bedende. Abartıyorsun denilen bir gecede. Öyle demek istemedim diye kapatılan onlarca tartışmada.

Yanımdasın evet tamam ama sana ulaşamıyorum. İşte ben bundan korkuyorum.Bir sabah sana bakıp hiçbir şey hissetmemekten.Sesini duyduğumda içimin eskisi gibi kıpırdamamasından.Adını ekranda gördüğümde kalbimin hızlanmak yerine yorulmasından.

Sana sarıldığımda içimden nihayet değil, yine mi? geçmesinden.Ben senden böyle gitmek istemiyorum.Seni bir düşman gibi hatırlamak istemiyorum.

Ben seni gerçekten sevdim. Öyle laf olsun diye değil. Seni, sen olduğun için sevdim. Gülüşünü. Saçma sapan şeylere verdiğin tepkileri. Bir şey anlatırken cümlenin ortasında ne söyleyeceğini unutmanı. Bazen hiçbir şey demeden seslide sigaranın sesini. Bana baktığında yüzünün aldığı o ifadeyi. Bütün o küçük şeyleri.

Ve ben şimdi sana bakıp şunu düşünmek istemiyorum

Keşke hiç sevmeseydim.

Çünkü keşke demek istemiyorum. Ben keşkesiz bir hayat istiyorum.Seni sevmiş olmak bir keşke olmasın. Seninle geçirdiğim günler, geceler, konuşmalar, susmalar, kahkahalar… Hiçbiri.Ama bunun olabilmesi için bir şey yapman gerekiyor.Beni sevdiğini söylemek yetmiyor.Ben de seni seviyorum.Bak, hâlâ söylüyorum.Hâlâ.Bunca şeyden sonra bile.Sana kızarken bile.Senden uzaklaşmayı düşünürken bile.Seni hâlâ seviyorum.Ama artık sevgimin, senin yaptığın her şeyi affetmek zorunda olduğunu düşünmüyorum.Beni seviyorsan, beni kırmamak için uğraş.Kırdıysan, sadece pişman olma.Anla.Değiştir.Bir daha yapma.

Çünkü ben özür koleksiyonu yapmak istemiyorum.
İnsan sevdiği şeyi hoyratça tutmaz. Tutamaz.

Bir kuşu avucunda tutuyorsan parmaklarını sıkmazsın.
Bir camı taşıyorsan yere atmazsın.
Bir yaranın üzerine basıp sonra ama ben istemeden oldu demezsin.
Ben cam değilim.
Ben kuş da değilim.
Ama kalbim de sonsuz kere kırılacak bir şey değil.
Bir yerden sonra çatlaklar birbirine karışıyor. Sonra neyin ilk kırık, neyin son darbe olduğunu bile hatırlamıyorum.

Bunu sana söylemekten nefret ediyorum. Çünkü bu bir tehdit değil.Böyle devam edersen giderim diye masaya vurduğum bir yumruk değil.Bu, senden önce kendime ettiğim son uyarı.Ben gitmek istemiyorum.Ama böyle kalmak da istemiyorum.İkisi arasında sıkışıp kaldım.Bir yanım sana sarılıp “Ne olur beni bırakma,” diye ağlamak istiyor.Öbür yanım kulağıma eğilip “Kendini de bırakma,” diyor.Ve ben artık hangisinin sesini dinleyeceğimi bilmiyorum.
Sen sinirliydim diyorsun.

Ben de sana şunu söyleyeyim:

Ben de sinirliydim.Ben de saçma şeyler söyledim.Ben de seni kırdım.Ben de pişman oldum. Ama asla sana böyle yarrak gibi davranmadım.

Ama aşkımızın bütün günahlarını sinirliydim diye bir çuvala doldurup kapının önüne bırakamayız.Söylediğin sözler söylenince havaya karışmıyor.İçimde kalıyor.

Sen unutuyorsun.Ben unutmuyorum.Ve keşke unutsam.Tanrım, keşke unutsam.Keşke sana bakınca bütün bunları değil de ilk kez bana güldüğün günü hatırlasam. Keşke kalbim kendisini korumak yerine seni sevmekle meşgul olsa.Keşke senin pişmanlığın benim yarama yetişse.

Ama yetişmiyor.

Ben senden mucize istemiyorum.Beni kurtarmanı istemiyorum.Beni yeniden âşık etmeni bile istemiyorum.
Sadece beni bir daha kendimi senden korumak zorunda bırakma.

Çünkü bir gün bunu yaparsam…
Bir gün gerçekten içimde bir şey susarsa… Bir gün sana bakıp seni hâlâ sevdiğimi bilirken yine de gitmeyi seçersem, bunun nedeni seni hiç sevmemiş olmam olmayacak. Tam tersine. Belki de seni çok sevdiğim için kendimi daha fazla kaybetmek istemeyeceğim. Ve o gün sana kızgın olmayacağım. Sana bağırmayacağım. Sana hakaret etmeyeceğim. Sana senden nefret ediyorum bile demeyeceğim. Sadece çok sessiz olacağım. Ben susarsam… Bil ki artık savaşacak gücüm kalmamıştır. O yüzden ne olur, beni bu noktaya getirme. Bana yine pişmanım deme. Bu kez bana, pişman olmayacağın bir sevgi ver. Ben senden özür değil, özen istiyorum. Söz değil, davranış istiyorum. Bir gün daha fazla sevgi değil, biraz daha az acı istiyorum. Ve bütün bu söylediklerimin sonunda sana söyleyebildiğim tek şey hâlâ aynı: Ben seni seviyorum. Kahretsin ki seviyorum. Ama beni seviyorsan, beni seni sevmekle kendimi sevmek arasında bırakma. Çünkü ben artık ikisinden birini seçmek istemiyorum. Ve eğer bir gün seçmek zorunda kalırsam… Bu kez kendimi seçerim. Seni sevmediğim için değil. Seni sevmenin, kendimden vazgeçmek anlamına gelmesini artık istemediğim için.

Kaynak: Tumblr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir